|
Yalnızların rıhtımındaydım bugün.Gecenin
sessizliğini bozan birkaç gemi gıcırtısından başka bir ses yoktu
etrafımda.Derinden gelen sarhoş mırıldanmaları ve uzaktan gelen bir ambulansın
siren sesi gecenin sessizliğini bozamaya yetmiyordu sanırım.Yada ben gecenin
sessiz kalmasından yanaydım.
Nedendir bilmem ama bugün bir tuhaftım ben,işte
elemanlara bile hiç bağırmamıştım oysa cıngar çıkartmama yetecek düzeyde hata
yapmalarına rağmen ses çıkaramamıştım bugün onlara ve üstüne üstlük harçlık
dağıtmıştım ekstradan.Evet bi tuhaflık vardı bende bu aralar,herkes söylenir
olmuştu etrafımda “bir sorun mu var diye”.
Ve ben diyememiştim kimseye sessizliğimin
sebebini…
Ne acıdır, yüreğin deprem yerine dönmesine
rağmen kimseye bir şey anlatamamak ve suskunluğu koruyarak kabuğa
çekilmek.Sanırım kaplumbağaların sırtının sert ve başlarının genelde içerde
olmasını anlamak için çok da hafızanın zorlanmaması gerek.Derinlerde deprem
olduğunu hissetmek kabuğa çekilmeye yetiyor be dostum!
Güçlüydüm ben.Kimsenin yıkamayacağı kadar
güçlüydüm ben, herkes de böyle söylerdi zaten.Oysa 25 Mayıs ta annemin toprağa
verildiği gün de ayakta duramamıştım ve kollarımdan tutuvermişlerdi dost ve
akrabalar.Ve ben güçlüymüşüm pehh..
Yıllar geçmişti, geride kalmıştı toz pembe
gençlik hayalleri demeyeceğim.Çünkü benim gençliğimde de çocukluğumda da hiç
tozpembe hayalim olmamıştı.Birilerinin yangınları beni yakmaya yetmişti ve
yangınlarla yanan yüreğime merhem bulmaya çalışmamıştı birileri! Yıllar ve
insanın dönüp de baktığında “keşke” diyeceği yıllarımı kendimden çok pervasızca
birileri için harcamıştım .Başkalarının hayallerinin gerçek olması için yaşamak
aslında güzel bir şey ve bir başkasının yüzünün gülmesine sebep olmak da
güzel.Lakin başkalarının yüzünün gülmesine rağmen senin derinden ağlaman ise
ızdırap verici bir şey garip okuyucum.
Hazin doluyorsun bazen ve boşalmak için
yalnızlığı seçiyorsun tıpkı benim gibi.Telefonunu kapatıyorsun bazen ve
sekreterine ben yokum bugün diyorsun.Kaçıyorsun herkesten belli ama kendinden
kaçamıyorsun…Ve zaman ilerledikçe gözünden aşağıya yaşlar süzülüyor sessiz
sedasız ve incitmek istemiyorsun onları,bırak aksınlar diyorsun erkeklik ölmez
ya!
Oysa ölmüştü erkekliğin,söyle bakalım en son ne
zaman bir kadın elini tuttun?Sende hatırlamıyorsun demi,tutmadın çünkü buna
vakit bile bulamadın belki.Belki de dokunduğun kadınları kadından saymıyorsun
benim gibi?
Hasretin günden güne büyüyor içinde 18 li
yaşlarını arıyorsun,ve birilerinin aradığı 25 yaşındasın hala.Omuzların 50
yaşındaki bir adamın taşıdığı yükleri taşımış kadar çökmüş ve saçların 40
yaşındaki biri kadar ağarmış. Yaşını sorduklarında 25 demeye utanıyorsun
bazen,oysa utanmak bile gerçekleri saklamaya yetmiyor be delikanlı ihtiyar!
Annen geliyor aklına ve olduğun yerde gözlerin
buğulanıyor ve ağlamamak için girecek bir yer arıyorsun kendine ve bazen
tutamıyorsun gözyaşlarını,tıpkı sanatçılar gibi döküveriyorsun ama revasızca ve
gösteriş yapmak maksadıyla yapmıyorsun bunu..
Bir an babanın sesini duymak istiyorsun ve
telefona uzanıyorsun sonra acaba diyorsun!Ve emin ol bu acabanın sonunda
aramaktan vazgeçiyorsun.Sende de öyle olmuyor mu?Yoksa sadece benim baş ağrım mı
baba sesini duyamamak?
Dedim ya 25 yaşındasın ve fidan gibi
delikanlısın.Durduğun kabahat diyorlar hep “git” derler hep ve seni götürecek
takati bulamazsın dizlerinde hiçbir zaman.Hem gitsem ki ne değişecek diyorsun
ve tekrardan başlıyorsun kaldığın yerden.Ve seni bıraktıkları yerde
kalakalıyorsun.Tıpkı benim hiç gidemediğim gibi!
Komşuların bazen evde temizlik yaptığını
gördükleri zaman sana hemen falanın kızı diyorlar ve hemen yok be abla
diyorsun,sonra da içinin yandığını hissediyorsun.Evet falanın kızı..Nerdeydi
acaba şimdi ve ne yapıyordu diyorsun.Sonra seni çoktan unutmuş olduğunu
hissedince ağlayasın geliyor ve keşke o numarasını değişmeseydi diyorsun.Ve
hemen ardından ekliyorsun düşüncene bir düşünce daha ,“kahretsin”.
İşte yine düşmüştü aklına tıpkı gecenin
sessizliğini bozan bir siren misali ürkütmüştü seni.Sanki hiç çıkıyor muydu
aklımdan diyeceksin evet haklısın hiç çıkmıyordu aklından.Seni kasırgalar gibi
sağa sola vurdurmuyor muydu bu düşünce sanki?Biliyorum dostum biliyorum en
acımasız,en gaddar cellat bile onun gibi vuramazdı seni,ve en ceberut kral bile
onun kadar acımasız bir karar veremezdi.Ve bir insanı bile bile ateşe atamazdı
böyle. Ve seni milyonların arasında bir başına bırakamazdı kimse böyle,ah
tanımasaydım be ağabey dedirtemezdi.Gerçi sen de demiyorsun biliyorum çünkü
içinde geniş bir havza var ve oraya atıyorsun ve bir gün dolacak diye ödün
kopuyor.İnan ki dolunca benim gibi böyle acını ve ızdırabını kağıda kaleme
dökeceksin.
Tıpkı benim şu an yaptığım gibi…
Belki bir zaman sonra kağıt kalemde dostun
olmaktan çıkacak,farkında olmadan sigaran filtresine dek yanmış olup elini
yakarken onun dostluğundan bile şüphe edeceksin.Keşke dostluğundan şüphe
ettiğimiz tek şey sigara olsa!Bazen de soluğu içki masasında alacaksın ama
soluksuz kaldığın anlardan biri daha olacak o an.Bence bunu hiç deneme arkadaş!
En sonunda geleceksin benim gibi rıhtıma,belki
duygularının en yoğunlaştığını hissettiğin ana bu an olacak.
Rıhtım,belki ağırlaşmış bedenin son durağı..
Rıhtım,belki duygu yükünün boşaldığını
hissettiğin tek nokta.
Off saat kaç olmuş biliyor musun ve ben hala
yalnızların rıhtımı olan sahildeyim.Artık kalkmalıyım yoksa “kimlik” diye
seslenen bir polis memuru çıkıverecek şimdi karşıma.İşin yok mu senin kardeşim
ne ararsın gecenin bu vaktinde burada diyecek.Yahu diyecem ve susup tamam
diyecem.
Ben en iyisi gideyim yarın ola bir bakalım.Tıpkı
senin beklediğin gibi bekleyeceğim belki arar be arkadaşım kime ne zarar ben de
bekliyorum işte senin gibi…
Hoşçakal
Mehmet Ali GÜLDAŞ
|